GDO Mercek Altında; Tüm Yönleriyle GDO!

GDO Nedir?

Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) adı verilir.

Gen Aktarımı İşlemi Nasıl Gerçekleştiriliyor?

Transgenler veya aktarılan DNA’lar belirlenmiş ve aktarılacak bitki hücrelerine gönderilmeden önce laboratuvarda kusursuz bir şekilde değiştirilmişlerdir.  Bitki hücrelerine DNA birçok değişik yöntemle aktarılmaktadır. Bu yöntemlerden en çok kullanılanlar Agrobacterium ve partikül bombardımanıdır.

Agrobacterium yönteminde transgen aktarımı için biyolojik taşıyıcıya bağlıdır. Partikül bombardımanı DNA aktarımında kullanılan fiziksel bir yöntemdir ve aktarılacak hücreye doğru hızlandırılan DNA kaplı mikroskobik metal parçacıklarını kullanır. Laboratuvarlarda Agrobacterium yöntemi üzerine yoğunlaşılmasına rağmen ekili ürünlerin çoğunda partikül bombardımanının başarısı görülmektedir.

Aktarımı düşünülen gen ilk olarak kaynak canlıdan alınarak bir vektöre eklenir ki bunlar virüs kaynaklı ekstra genomik yapılardır. Bu vektörde aktarımı yapılacak genle birlikte izolasyon sırasında etkili olacak antibiyotiğe direnç geni ile işaretleyici genlerde bulunur. Bu vektör ilk önce bakterilere ve daha sonrasında aktarıldığı bakteri ile birlikte bitki hücrelerine aktarılır. Hücre içerisine giren gen burada transkripsiyona uğrayarak etkisini gösterir. Hücre bölünmesiyle de hücreden hücreye geçiş yaparak tüm bitki dokularına aktarılmış olur.

Bitkilerin Genetik Yapısı Hangi Amaçlar İçin Değiştiriliyor?

Dünyada 1980 yıllardan sonra bitkisel üretimi ve kaliteyi artırmak amacıyla özellikle bitki biyoteknolojisi alanında önemli gelişmeler sağlandı. Bu gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz;

Raf ömrü uzun ürün elde etme: 1996 yılında ilk transgenik (GDO) ürün olarak yetiştirilen Flavr Savr domatesi uzun raf ömrü özelliği ile raflardaki yerini aldı. Raf ömrü uzun bir ürünün üreticisine ve pazarlayıcısına ne kadar büyük bir avantaj sağladığı tartışılamaz. Daha sonra bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi.

Herbisit ve insektisitler ile bitki zararlılarına dayanıklı bitki elde etme: Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Günümüzde mısır ve pamuğun zararlılara, soya ve kanolanın (kolza) böcek ilaçlarına, papaya ve kabağın da virüslere karşı dirençli olmasında GDO teknolojisi kullanılıyor.

Bitkilerin lezzet, besleyicilik ve dayanıklılığını artırma: Genlere müdahale ederek bitkilerin lezzet, besleyicilik ya da değişik çevresel streslere (sıcaklık, üşüme ve don, kuraklık ve tuzluluk gibi) dayanıklılık özellikleri geliştirilmeye çalışılıyor. Ayrıca istenmeyen durum ve olaylara daha kolay müdahale edilebiliyor. Bunun yanında susuzluğa ve soğuğa dayanıklı bitki geliştirme çalışmaları ise halen devam etmektedir.

Bazı önemli hormonların üretimi: Genetiği değiştirilmiş ürünlerin daha eskilere dayanmasına karşın gıdaların genetiğinin değiştirilmesi ile ilgili tartışmalar devam etmektedir. İnsülin geninin domuzlardan alınıp bir bakteriye aktarılmasıyla diyabet hastalarına insülin sağlanılıyor. Tiroid ve büyüme hormonları genleri, hayvanlardan kesilerek bakterilere aktarılıyor ve hormon eksikliği olan insanların tedavisinde kullanılıyor. Şekersiz yiyeceklerde kullanılan Aspartame maddesi de GDO’lardan üretiliyor.

Aşı üretimi: Başta Hepatit B aşısı olmak üzere birçok aşı transgenik bitkilerden elde ediliyor. Genetiği değiştirilmiş organizmaların özellikle aşı ve ilaç yapımında kullanılması önem kazanıyor.

Daha bol ürün elde etme: 20. yy’da dünya nüfusu 5,5 milyara ulaşmıştır. Her yıl ortalama 90 milyonluk artış göstererek 2050 yılında 8,5 milyara ulaşması beklenmektedir. Nüfusun artmasına paralel olarak kişi başına düşen işlenebilir tarım arazisi günden güne azalmaktadır. Son dönemlerde, modern tarımın gelişmesiyle küresel besin üretimi bir ölçüde artırılmıştır. Buna rağmen FAO’ya göre günümüzde dünya nüfusunun 1/5’i kronik açlıkla karşı karşıyadır. Modern tarımdaki bu ilerlemelere ilaveten genetik müdahale ile daha bol ürün elde edilmesi de teorik olarak mümkündür. Bu özelliklerinden dolayı, GDO’yu savunanlar, bunun dünyada artan gıda ihtiyacın karşılanması konusunda cevap olabileceğini savunuyorlar.

ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma ise GDO’lu ürünlerin daha yüksek verim sağladığının genel bir doğru olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu rapora göre verimin daha yüksek olduğu bölgeler olduğu gibi daha düşük olduğu bölgeler de var.

GDO’LU ÜRÜNLERİN TARIMI

1996 yılında yapılan ilk çalışmayla ekimine başlanan GDO’lu ürünlerin tarımı ve ekim alanları günden güne artmaktadır. Özellikle %97’lik pay ile Amerika kıtası ülkeleri bu transgenik ürünlerin tarımında dünya üretiminin neredeyse tamamını elinde bulundurmaktadır.

Başta ABD olmak üzere Arjantin, Kanada ve Brezilya bu ülkelerin başında gelmektedir. ABD’de işlenmiş gıdaların %75’i GDO’lu ürün içermektedir. Yapılan araştırmalarda, Amerikan vatandaşların çoğunun GDO içeren ürünler hakkında resmi kuruluşlara güvendiği, AB vatandaşlarınınsa daha çok sivil toplum kuruluşları ile üniversitelere itibar ettiği görülmektedir.

GDO’lu Ürünler Nerelerde Karşımıza Çıkmaktadır?

Özelikle GDO’lu soya ve mısır nedeniyle geniş bir ürün yelpazesinde GDO’lu ürünler kullanılıyor.

GDO’lu soya; sucuk, salam, sosis gibi kırmızı etin kullanıldığı ürünlerde, et suyu tabletlerde, fındık-fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, çeşitli unlu mamuller, süt tozu, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor.

GDO’lu mısırın kullanıldığı alanlarsa; nişasta bazlı tatlandırıcılar yoluyla gazoz, kola ve meyve suları, mısır yağı, bebek mamaları, hazır çorbalar ve hayvan yemleri.

TÜRKİYEDE GDO’LU ÜRÜN VARMI?

Herhangi bir denetim olmadığı için Türkiye’de ne kadar alanda GDO’lu ürün yetiştirildiği bilinmemektedir. Yapılan bir çalışmaya göre Türkiye’de satılan 800’e yakın gıda maddesi, GDO içermektedir. Bugün tohumlarda, gıda ürünlerinde ve katkı maddelerinde GDO’nun var olup olmadığını anlamak için gerekli teknik ve bilimsel altyapı yetersizliğinden bunu kesin olarak söylemek şuan için oldukça zor görünmektedir.

GDO’LU ÜRÜNLERİN RİSKLERİ

GDO’lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde birçok faydasının yanında, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde de önemli riskler taşımaktadır.

Sağlık Riskleri

Alerjiye sebep olma potansiyeli: Genetik yapı değişiminde, verici kaynağın alerjen özelliklerinin transfer edilen bitkiye ya da hayvana geçmesi engellenemeyebilir. Nitekim, 1996 yılında, Brezilya kestanesinden ve fındığından soya fasulyesine aktarılan geni içeren ürünler, alerji yapması nedeniyle, marketlerden toplatılmıştır.

Toksititeye sebep olma potansiyeli: GDO’lu bitkilerde bulunan özellikle zararlı ot ve böcek öldürücü genler bu organizmalara karşı toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturmaktadır. Bu toksinlerin uzun dönemde insan sağlığına olan etkilerine ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. GDO’lu ve normal patateslerle beslenen iki grup farede yapılan çalışmada; normal patateslerle beslenenlerde hiç bir sorun olmamasına karşın, GDO’lu ürünlerle beslenenlerin sindirim sistemlerinde önemli zararlar belirlenmiştir.

Kansere sebep olma potansiyeli: GDO’lu bitkilerin doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği şuan için kesin olmasa da birçok araştırıcı tarafından belirtilmektedir. Özellikle, herbisitlere dayanıklı GDO’lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları bilinmektedir. Öte yandan, sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusudur.

Antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumu: Günümüzde kullanılan biyoteknolojik yöntemlerle bitkilere aktarılan genlerin büyük bir çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı esnasında GDO’lu bitkilerin seçilebilmesi amacıyla antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Ancak, bu antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçişiyle onların da genlerinin antibiyotiklere dayanıklı hale dönüştürülmesi gibi sağlık açısından önemi büyük risklerde söz konusudur.

Besin değerinde bozulma: GDO’lu bitkilerde, yeni özellikler kazandırılırken, bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite öğelerinde önemli azalmalar olduğu tespit edilmiştir. Örneğin, kalp hastalıklarına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan “phytoestrogen” bileşiklerinin, yabani formlarına oranla, GDO’lu bitkilerde daha az olduğu bilinmektedir. 

Çevresel Riskler

GDO’lu bitkiler üzerinde en çok tartışılan konuların başında çevreye verebileceği zararlar gelmektedir. Bilim adamlarının çoğu, GDO’lu bitkilerin ekolojik zararlarının da olabileceği görüşünde birleşmektedir.

Toprak ve su kirliliği: GDO’lu bitkilerin kalıntılarındaki toksik maddelerin toprağa ve suya geçtiğine ilişkin çok sayıda araştırma sonucu bulunmaktadır. Bu nedenle, toksinlerin diğer organizmaların besin zincirine katılmaları da söz konusudur. Bazı genlerin ürettiği endotoksinlerin toprakta 33 hafta kaldığı belirlenmiştir. Öte yandan, GDO’lu bitkilerin ikinci kuşak üretimini engellemek amacıyla, uygulanan terminatör teknolojisi gereği, tohumlar üreticiye verilmeden önce yüksek dozda antibiyotik ile bulaştırılmaktadır. Bu tohumların ekilmesiyle toprağa önemli miktarda antibiyotik geçişi söz konusudur. Buğday ve pamuk gibi çok geniş alanlarda ekimi yapılan ürünlerde bu uygulamanın etkisinin ne kadar büyük olacağı açıktır. Klasik herbisitler ürüne de zarar verdiğinden, üreticiler tarafından son derece dikkatli ve düşük dozda kullanılır. GDO’lu çeşitler ot öldürücülere dayanıklı olduklarından, ürüne zarar vermeyeceği düşüncesiyle, daha fazla ilaç kullanımı söz konusu olmuştur. Denemeler sonucunda, GDO’lu soyalarda herbisit kullanımının bir kaç kat arttığı belirlenmiştir.

Faunada (hayvan çeşitliliği) değişim: GDO’lu bitkilerin faunada yararlı akraba türlerin yok olmasına ve yeni zararlı populasyonlarının oluşmasına neden olabileceği tartışılmaktadır. Özellikle, GDO’lu mısırlardaki Bt genlerinin sadece koçan kurtlarına etkili olduğunun söylenmesine karşın, mısır bitkilerinin arasında yetişen ve üzerinde bol miktarda mısır çiçektozu bulunan “Asclepias” adı verilen bitkilerle beslenen kral kelebeklerinin de öldüğü görülmüştür.

Mikrorganizmalarda değişim: Antibiyotiklere dayanım izleme genlerinin toprak bakterilerine geçmesi ya da terminatör teknolojisi gereği toprağa verilen yüksek dozdaki antibiyotiklerin baskısı nedeniyle dayanıklı yeni bakteri tiplerinin oluşma ihtimali her zaman vardır. Virüslere dayanıklı olarak geliştirilen GDO’lu bitkilerin, başka virüs tiplerinin ortaya çıkmasına neden olabileceği Michigan Üniversitesi’nde deneysel olarak kanıtlanmıştır. Virüs genleri, diğer virüs ve retrovirüslerin genleri ile karışabilmekte, bunun sonucunda da patojeniteleri artmış yeni virüsler oluşabilmektedir. Bu gen karışımının 8 hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşebileceği deneysel olarak kanıtlanmıştır. Öte yandan, “Cauflower Mosaic” virüsü GDO’lu mısır, pamuk ve kolzalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. “Pararetrovirüsler” grubundan olan bu virüsün, hepatit-B ve HIV virüsleri ile büyük benzerlik göstermesi, konunun önemini daha da artırmaktadır.

Florada (bitki çeşitliliği) değişim: Bitkilere kazandırılan yeni özellikler bu bitkilerin yaşadıkları çevredeki floranın bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitlilik kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengesinin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin yok olmasına neden olabilecektir. Çiçektozları, genetik kirlilikte en önemli etkendir. Mısır çiçektozlarının rüzgarın etkisi ile canlı olarak 1 km uzağa gidebildiği, yoncada arıların çiçektozlarını canlı olarak 2-3 mil uzağa taşıdıkları deneysel olarak belirlenmiştir. Genetik olarak değiştirilmiş bitki çiçektozlarının rüzgâr, kuş, arı, böcek, mantar ve bakterilerce taşınması sonucunda kilometrelerce uzaktaki bitki türleri de etkilenecek ve genetik bir kirlilik ortaya çıkabilecektir. GDO’lu ürünlerden gen geçişleri yabani türlerin özelliklerini bozacak ve bitkisel gen kaynaklarının geri dönülmesi zor bir zararla karşı karşıya kalmasına neden olabilecektir. Ayrıca, GDO’lu bitkilerdeki herbisitlere dayanıklılık genlerinin yabani akrabaları olan otlara geçmesiyle, tarımsal mücadele güçlüklerle karşılaşabilecektir. GDO’lu mısırlardan yabani mısır türlerine gen bulaştığına ilişkin resmi raporlar yayınlanmaya başlanmıştır. Yabani floradaki genetik yapı değişiklikleri, onların gen kaynağı olarak değerini tamamen yok edebilir. Arkansas Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, GDO’lu çeltikten, çeltiğin yabani gen kaynağı olan kırmızı çeltiğe gen geçişinin olduğu belirlenmiştir. GDO’lu bitkiler için geliştirilen herbisitler, bu bitkilerin dışındaki tüm bitkileri kesin olarak öldürmektedir. Geniş alanlara uygulanan bu tip herbisitlerden yabani floranın olumsuz etkilenmemesi mümkün değildir. Öte yandan, terminatör genlerin akraba türlere çiçektozları ile geçerek onların ikinci yıl tümüyle yok olmalarına neden olması yüksek bir ihtimaldir. GDO’lu bitkilerden kaynaklanabilecek genetik kirlilik, birçok yabani türün anavatanı olan Türkiye için ayrı bir önem taşımaktadır.

Variyabilite ve beklenmeyen sonuçlar: Ekosistemler son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Özellikle, GDO’lu bitkiler gibi, yeni organizmaların sistem içine girmesiyle bazı bilinmeyen risklerin ortaya çıkması beklenebilir. Bu zamana ve yere bağlı olarak türler arası gen akışının sonucunda ortaya çıkabilecek gen etkileşimlerinden kaynaklanmakta olup, populasyonda değişik bir karakterin ortaya çıkma ihtimali her zaman söz konusudur. 

Sosyo – Ekonomik Riskler

Pahalılık: GDO’lu ürünlerin tohumları, GDO’lu olmayanlara göre, %25 ile %100 arasında daha pahalı olup her yıl yenilenme zorunluluğu söz konusudur. Fiyatının yüksek olması nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyecek olan küçük çiftçiler bu durumdan zarar göreceklerdir.

Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı: Bitkisel üretimin GDO’lu çeşitlere dayandırılması, geleneksel tarımda yerel çeşitlerin kullanımında önemli azalmalara neden olabileceği gibi, tarımda tohumluk ve ilaç bakımından dışa bağımlılık sorununu da doğuracaktır.

Tohumluğun her yıl yenilenmesi: GDO’lu çeşitlerin sahip olduğu “terminatör gen” sistemi nedeniyle, tohumluk üretiminin çiftçiler tarafından yapılması olanaksızdır. Bu nedenle, tohumluğun üretici firmadan her yıl alınması zorunludur.

Çeşit karışımı: Aynı bölgede klasik ve GDO’lu çeşitlerin bir arada ekilmeleri halinde, çiçektozları nedeniyle, birbirlerine karışmaları kaçınılmazdır. Bu durumda, üreticilerin istedikleri tip ürünü özelliklerini bozmadan yetiştirmeleri imkânsız hale gelebilecektir. Bunlardan elde edilen ürünlerin de karışık olma olasılığı çok yüksek olacak ve tüketici açısından da önemli bir risk oluşturabilecektir.

GDO’lu çeşit yetiştiren ülke konumuna gelinmesi: Birçok Avrupa ülkesi, GDO’lu ürün yetiştirmeyen ülkelerden bile, dışalım yaptıkları ürünler için “Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizma” değildir belgesi istemektedir. Bu çeşitlerin yetiştirilmesi halinde, klasik ürünlerin (organik ürünler) pazarlanması da önemli ölçüde zorlaşacaktır.

KAYNAKÇA:

 

  1. 1.       C. Neal Stewart, JR., 2008, Plant Biotechnology and Genetics. Principles, Techniques, and Applications.
  2. Rao, I.M., Friesen D.K. and Osaki M., 1999, Plant Adaptaion to Phosphoruslimited tropical soils, in Handbook of Plant and Crop Stress, Pessarakli, M.(ed.), Marcel Dekker, Inc.,  61-95 pp, New York.
  3. Büyüközer H.K. 2004.  Genetik Yapısı Değiştirilmiş Ürünler (GDO). Gıda Raporu (http://www.gidaraporu.com )
  4. http://www.etarim.net
  5. http://www.ntvmsnbc.com
  6. http://www.gidahareketi.org  
  7. 7.       http://www.odec.ca
  8. http://www.tarim.gov.tr/Files/Mevzuat/yonetmelik_son/GDO_YONETMELIK.htm
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.